Malazgirt ruhuna kavuşmak  

Merhaba Sevgili Alternatif Okuyucuları,

Bir tatili daha geride bırakıp yavrularımızın eğitim ve öğretim hazırlığına başlandığı şu günlerde aynı zamanda mübarek Kurban bayramını idrak etmenin heyecan ve mutluluğunu yaşıyoruz.

Ne var ki bu mutluluk gerçekten buruk bir mutluluk…

Çünkü dünyanın dört bir yanında Müslümanlar kan ağlamaktadır. Ehlisünnet Müslümanlık sanki bilerek ve nokta atışı yapılarak bütün dünyada yok edilmeye çalışılmaktadır.

Arakan’da yapılan Müslüman katliamına ne acıdır ki dünya kamuoyu sessiz kalmaktadır. Çünkü Dünya kamuoyuna yaklaşık yirmi seneden beri ufaktan ufaktan Müslümanların terörist olduğu algısı zihinlere zerk edilmiştir.

Müslümanlar akla hayale gelmedik entrikalarla birbirine düşürülmüş ve savaştırılmıştır.

Halen de İslam dünyasında provokatörlerin oyunlarına gelerek birbirlerini düşman gören ve birbirlerine acımasızca kurşun sıkan insanlar kullandıkları bu silahların mermilerinin aynı kaynaklardan gediğini hesap edecek idrakten mahrum bırakılmışlardır.

Bunlardan daha acısı bu ülkelerin yönetiminde bulunanların bilerek bilmeyerek bu ihaneti görmezden gelmeleri ve Batının emperyalist güçlerin istediği doğrultuda devleti kukla yönetime devam etmeleridir.

Zaten bu kukla yönetimler biraz uyanır da istekleri kabul etmezlerse anında düşürülmekte, indirilmekte ve hem de kendi halkı tarafından cezalandırılacak hale getirilmektedir.

Bugün Türkiye’de oynanmak istenen senaryo da bundan farklı değildir. Batının dümen suyunda giden bir ülke iken artık kendi milli menfaatlerini dile getiren ve bölgede oynana oyunu gördüğünü söyleyen bir Türkiye maalesef oyunları bozan bir ülke sayılmaktadır.

Yapılan bütün operasyonlar ve en son oynanan darbe girişimi hep bu oyunların birer başka ve üst versiyonu olarak servis edilmiştir.

Halen tehlike geçmemiş halen içerde ve dışarıda yapılan kuşatma sürmektedir.

Ama buna karşılık Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletin bütün kurum ve kuruluşları tarihinde ilk defa bu kadar uyum ve birbirine güven içindedir.

Ve yerli milli İslami duruş sergileyen Cumhurbaşkanımız çok şuurlu bir şekilde ve bütün milletin yüreğini ferahlatan ve su serpen bir şekilde yeri ve zamanı geldikçe yerli ve milli ve İslami bütün değerlerimizi, kazandığımız zaferlerimizi birer birer gündeme getirmekte ve meşale olarak yakmaktadır.

En son, unutulmaya yüz tutmuş ve sadece takvim yapraklarında geçmeye başlamış 26 Ağustos 1071 Malazgirt meydan muharebesini ve zaferini bizzat kendisinin katıldığı görkemli bir programla tekrar gündeme taşımıştır. 2071 vizyonuyla eşleştirip yeni kızıl elmamız olarak gençliğin önüne hedef koymuştur.

Bütün bu adımlar yeniden büyük Türkiye yolunda bize oyun oynayanlara karşı kendi iç dinamiklerimizi uyandırma kabiliyetidir. Kökü bizde olanlara sarıldığınız zaman dışarının kar boran ve fırtınasının bize hiçbir şey yapamayacağını dosta düşmana gösterme hareketidir.

Bu sebeple bu sayımızda Malazgirt zaferini ve destanının kapak konusu yaparak bu milli şahlanışta yerimizi almak istedik.

Bugün dünya Müslümanlarının kurtuluşunun bir tek ümidi vardır. O da Osmanlı’nın devamı olan Türkiye’dir. Türkiye güçlü olduğu kadar dünya Müslümanları rahat edecektir. Bu tarihte de böyle olmuştur, bugün de böyle olacaktır.

Malazgirt ruhu onun için bize lazımdır. Her zamankinden daha çok lazımdır.

Bu duyguyla bütün okuyucularımızın bayramını tebrik eder, bu mübarek günlerin ülkemize ve insanlığa barış ve huzur getirmesine vesile olmasını dileriz.

Editör/ Zekeriya Şahin

Reklamlar
Standart

Fransa için yeni dönem mi?

Değerli okuyucularımız,
Öncelikle yeni bir Ramazanı şerifi daha yaşamanın buruk sevinci içerisindeyiz… Dünyanın dört bir yanından gelen haberler ve her birinde bu acı haberlerin öznesinin İslam ülkeleri olması insanı derinden kahrediyor.

En son İslam dünyasında başlayan Katar krizi ve Erdoğan’ın liderliğiyle başlatılan diplomatik ataklarla Katar’ın dışlanma planının bozulması yüreğimize su serpse de kurdun kuzuyu yeme hikâyesinde olduğu gibi bitmek tükenmek bilmez bahanelerle amaçlarına ulaşmanın yollarını deneyeceklerinin endişesini yaşıyoruz…

Beri taraftan içinde yaşadığımız ve bir vatandaş olarak kendi ülkemiz olan Fransa’da yapılan seçimlere bakıldığında da enteresan bir tablo görüyoruz… Fransız tarihinde ilk defa seçmenin % 50 si sandığa gitmiyor…

Demokrasinin beşiği sayılan bu ülkede seçmenin sandığa gitmemesi ne anlama geliyor? Seçimlere mi güvenmiyor? Demokrasiye olan inancını mı yitiriyor? Seçilecek olanları mı kabul etmiyor?

Neyi protesto ediyor?

Bu konuda ötekileştirilenlerin, dışlananların, siyaseten yıllar yılı kandırılanların sesi olarak siyasete giren PEJ’in başkanı Şakir Çolak’ın yaptığı açıklamayı manidar buluyorum…

Diyor ki Sayın Çolak:

“Bu bir tehlikeye işaret ediyor. Artık Fransa siyaseti çift kutuplu değil, tek kutupludur. Bu demokrasimiz için tehlikelidir. Seçmenin % 50’sinden fazlasının sandığa gitmemesi aslında seçmenin siyasete ve siyasetçiye güvenmediğini gösteriyor.”

Gerçekten de PEJ siyaset sahnesine çıkarken bu konuları işlemişti. Seçmenin kendi partisini aradığını söylemişlerdi.

Sandığa ve siyasete küsen seçmene yeniden haklarını kullanmayı hatırlatacak bir partinin gerektiğini ve bu partinin de PEJ olduğunu söylemişlerdi.

Her türlü yıldırma hareketine, ispiyonlamaya, iftiralar atmaya rağmen başlangıçta 52 adayla seçimlere katılmayı başardı PEJ…

Gerçekten bugün için imkânsızlıklar sebebiyle kendilerini tanımamış olsalar da siyasi cetvelde yerini almasının bile büyük bir başarı olduğunu söyleyebiliriz.

Açıklanan seçim sonuçlarını incelerken PEJ’i görenler “PEJ de nedir?” diye merak edecek ve belki de amatör tanıtım kampanyasında ulaşıldığından fazla kişi bu partiyi inceleme fırsatı bulacaktır.

Bu bağlamda diyebiliriz ki belki şu an bir filiz bir tohum mesabesinde olsa da Fransa için yeni bir dönem başlamıştır…

Değerli okuyucularımız,

Bu arada İstanbul’da 21 Mayıs tarihinde yeniden AK Partinin Genel Başkanlığına dönen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı 3. Olağanüstü Kongreye giderek kongreyi büyük salonda takip etme şansını yakaladık. Oradaki coşkuyu ve heyecanı hissettik.

Çok şükür dünya yeni yeni arayışlar peşinde savrulurken Türkiye’de yıllardan beridir milletin teveccühüyle elde edilen istikrar ve bu istikrarın lideri Recep Tayyip Erdoğan’la yoluna devam etmektedir.

Rabbim bu mübarek günlerin hatırına dünya Müslümanlarının umudu Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasını, İslam âlemin de birlik beraberlik ruhunu yakalamasını nasip etsin…

Bayramınız mübarek olsun…

http://fr.calameo.com/read/0007744576a3c8fdcf749

Standart

Yasımızı Yalnız Tutacağız

Değerli okuyucularımız, Milenyum diyerek sevinç çığlıkları arasında girilen 21. Asrın en kanlı, en üzgün, en kahredici çığlıkların yankılandığı senesi olan 2016 senesini Müslümanların mübarek Mevlid Kandili idrak etmek için hazırlık yaptığı bir günde onlarca kahraman polisimize yapılan hain saldırının yürek yakan acısıyla tamamlıyoruz…

Senenin başından beri dünyanın birçok yerinde Müslümanlara yönelik devam eden zulüm ve işkencelerden milyonlarca insanın vatanını yurdunu terk etmesinden, Akdeniz’in mülteci mezarı haline gelmesinden yüreğimiz kan revan olmuştu… 

En son Halep’te işlenen soykırım ve yıldırma operasyonlarına dikkat çekiyorduk… Ama kahredici terörist saldırı geldi İstanbul’un göbeğinde çevik kuvvetin aslan çocuklarına haince ve kalleşçe bombalı saldırı düzenledi…

Neydi amaç? Kendi ülkelerinde aynı şekilde terörist saldırı örneği olduğunda sus pus olan Batı medyası Türkiye’de patlama olur olmaz nasıl da haber alıyorlar ise canlı yayına geçiyorlardı.

Cumhurbaşkanımızın dediği gibi böylesi dostlar düşman başınaydı ve biz bundan sonra yasımızı yalnız tutacaktık… Evet yasımızı yalnız tutacağız… Kimseden imdat beklemeyeceğiz… 

Biliyoruz ki bu alçak saldırılar Türkiye’nin hedefinden vazgeçmesi için yapılan vesayet baskılardır. 

Türkiye her şeye ve herkese rağmen aldığı kararlarla istikrarlı bir şekilde batının hegemonyasına karşı direnmekte ve diz çökmemektedir.

Yapılan her türlü saldırıdan Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde teğet geçerek kurtulmuştur. Şimdi de Milliyetçi Hareket Partisi’nin gerçek bir devlet adamı olan Devlet Bahçeli’nin tarihi yaklaşımı ile adı Cumhurbaşkanlığı olsa bile fiili başkanlık sistemine geçmek için Anayasa değişikliği için adım atıldığı sırada bu alçak saldırıyı gerçekleştirmişlerdir.

Referandum sonuçlarını daha referanduma gitmeden olumsuz kılmak istemektedirler. Çünkü Erdoğan olduğu sürece bu ülke üzerindeki emellerine erişememektedirler… 

Aç kurtlar gibi üşüşmüşlerdir…

Yıllar önce Abdülhamit Han’a nasıl bir linç girişimi başlatılmış ise bugün de Erdoğan’a aynı linç girişimi başlatılmıştır. O gün nasıl sultana bombalı saldırı düzenlediler ve Sultan kurtulunca dövündülerse bugün de FETÖ saldırısında Erdoğan’ı öldüremedikleri için dövünmüşlerdir.

Batının kuklaları bir asır önce Abdülhamid Han’a nasıl yüklenmişlerse, bugün de Erdoğan’a aynı şekilde saldırıyorlar.

Gün aklımızı başımıza toplama günüdür. Bizim bizden başka dostumuzun olmadığını anlamak ve bizim de kendi aramızda birlik ve beraberlik için daha sıkı çalışma yapma günüdür.

Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceleri gazetemizde yer alan Yeni Şafak yazarı Hukukçu yazar Sibel Eraslan Hanımefendinin yazısını okuyabilirler. 

Fransa’da hep ötekilenen ve hiçbir demokratik hakkına kavuşamayan Müslümanların ve diğer azınlıkların niçin kendi partilerini kurmaları gerektiğini bu gelişmeler daha anlamlandırmaktadır.

Değerli okuyucularımız, 

Bu bağlamda Strasbourg DİTİB Camii Din görevlisi Ramazan Bülbül Hocanın tespitlerini okumanızı öneriyoruz. Artık boş geçirecek bir gün bile vaktimiz yok. Birinci kuşak ikinci kuşak toplumdan uzak ve içine kapanık bir hayat geçirdi diye üçüncü kuşağı da heba etme lüksümüz yok. Gençlerimize sahip çıkma vaktidir. Kendi geleceğimizi önemsediğimizin yarısı kadar olsun gençliğimizi sahiplenmenin zamanıdır.

2017 yılına girmeye sayılı günler kala tüm okuyucularımıza yerli milli ve İslami şuur ve idrak üzere hareket etmeyi diliyoruz. 2017 yılının şehrimize, ülkemize Fransa’ya ve tüm insanlığa güzellikler getirmesi dileğiyle hepinizin yeni yılını kutluyoruz.

Sağlıcakla…http://www.calameo.com/read/000774457832424a934ce

Standart

FETÖ’cüler orada Türk dernekleri nerede?

Editör/ Zekeriya Şahin
Alternatif Gazete
Sevgili Okuyucular,

Türkiye’de olduğu gibi bizim burada yaşayan Türkler için de artık olaylar ve gelişmeler 15 Temmuz sonrası kriterlerine göre değerlendirilecek.

Bu darbe girişimi sonrası ülkede vatandaşlar bütün farklılıkları, bütün ayrılıkları bütün değerlendirmeleri bir yana bırakmış halde iki konuda netleştiler.

Demokrasiden yana olmak ve FETÖ örgütüne mensup ve yandaş vb. kim varsa hepsinin kanun ve yasalar çerçevesinde yargılanması…

Türkiye’de alınan OHAL kararının hedefi de tamamen bu kapsamda uygulanmakta. Vatandaşların günlük hayatlarına hiçbir kısıtlama ve müdahale gelmeksizin hayat devam ederken OHAL ile FETÖ örgütüyle mücadelede kolaylık sağlamak ve hızlı hareket edebilmek için devletin elinin güçlenmesini sağlamak amaçlanmıştır.

Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanının ve Başbakanın kararlılığı sayesinde ülkedeki bütün gündemlere rağmen FETÖ ile mücadelede asla taviz verilmezken maalesef Türkiye dışında bu örgütün karmaşık yapılanması ve dünya tarihinde ilk defa değişik bir terörist faaliyet örneği olması sebebiyle mücadelede aynı kararlılık ve hız gösterilememektedir.

Hatta zaman zaman gizli açık FETÖ sempatizanlarının lehine gelişmeler olabilmekte buna rağmen yıllardan beridir burada STK olarak görev yapan kurum ve kuruluşlar bu hain faaliyetlere ve hayata yansımalarına karşı ne acıdır ki kayıtsız kalabilmektedir.

Bunun en somut örneğini gazetemizde de okuyacağımız şekilde hain FETÖ örgütü mağduru Müstakim Yasin Yılmaz’ın Mulhouse’daki ailesinin feryadında anlayacaksınız. Bu gencimizin hem haksız yere tutuklu yargılanması, hem Fransız adaleti ve polisinin çifte standart uygulamaları, buna rağmen ne hikmetse bilhassa bölgedeki derneklerin ve STK’ların destek vermemesi bu aileyi derinden yaralamıştır.

Yine Avrupa Parlamentosuna katılmak üzere Fransa’ya gelen Strasbourg’un tanıdık siması, AK Parti Milletvekili Avukat Serap Yaşar hanımın burada yaptığı tespitler de Avrupalı meslektaşlarının ve parlamenterlerin halen 15 Temmuz gecesinin bir darbe girişimi olması konusundaki tereddütleri ve Türkiye’nin haklılığının geç anlaşılmasıyla ilgilidir.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Strasbourg’da düzenlenen sonbahar oturumunda konuşan Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu da Avrupa’ya 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini somut deliller ile anlatmıştır. Gülen’in kanlı bir terör örgütünün elebaşısı olduğunu ve Türkiye’de değişik girişimlerin de arkasında olduğuna dikkat çekmiştir.

Bu süreçte Avrupa’daki sivil toplum örgütlerimiz ne yapmıştır? Ne yapmaktadır? Şimdiye kadar bu konuda somut ne gibi adımlar atılmıştır?

Burada bir gazeteci, bir Türk vatandaşı ve demokrasisine sahip çıkan bir demokrasi nöbetçisi olarak soruyorum.

Buradaki STK’lar yoksa Batılı parlamenterler gibi bu yapılan hain saldırının darbe girişimi olduğuna inanmıyorlar mı?

Kendi içlerinde FETÖ örgütüne bağlı yetkili isimler var da onun için mi kısıtlanıyorlar? Makam ve mevkide bulunanlar bu mücadeleye başladıklarında makam ve mevkilerinden olacaklarının endişesini mi taşıyor? Ne oluyor da buradaki STK’larımızdan bu konuda bir mücadele örneği, izi emaresi gelmiyor.

Ülkemizde 241 şehit bu alçak darbe girişimi için can verirken 2014 insanımız bu uğurda gazi olurken buradaki STK’lar kendi kuruluş gayelerini vatanın geleceğinden çok mu önemli görüyorlar?

Duymadık, görmedik bilmiyoruz diye bahane üretenlere de şaşırmak lazım, aradan üç ay geçmiş dünyada bu darbeyi fark etmeyen anlamayan kalmamış iken bizim STK’larımız halen duymamış anlamamış ise bu STK’lara davul zurna bile az gelir… Ama madem duymadılarsa görmedilerse, fark etmedilerse kendilerine gazetemizde haber veriyoruz. İhbar ediyoruz. Destek bekliyoruz…

İşte Müstakim Yılmaz’ın annesi, oğlu ile ilgili yaşanan süreci anlatıyor. “Allah devletimizin milletimizin yardımcısı olsun. Babam DİTİB kurucusu Mustafa Kılıç’tır. Ben de birkaç ay öncesine kadar DİTİB’in kadın kollarında hizmetteydim. Müstakim Yılmaz’ın annesiyim.” Diyor.

Hayatlarını allak bullak eden olayı 16 Temmuz ve daha öncesinden gelerek anlatıyor.

Sonra da tüm STK’larımıza şöyle sesleniyor:

“Ben Türkiye’de Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, askerimiz polisimiz, medyamız hepsi bu FETÖ örgütüyle mücadele ettiği halde burada hiçbir STK’nın kılını kıpırdatmamasına sitem ediyorum. Hepsinin haberi var, bilenler var. Ama ne enteresandır ki bilenler bile gelip bana söylemiyor. Sanki içeride kalması hoşlarına gidiyor.

O mahkemede en azından oğlum elleri kelepçeli halde mahkemeye geldiğinde bu cemiyetlerden bir iki isim onun ardında durduğunu gösterseydi. Oğlum hepsini tanıyordu. Diyor ki oğlum: “Anne hiç arayıp soran olmuyor mu?”

Bu ne biçim cemiyet ya? Bu ne biçim vatanperverlik? Yoksa FETÖ diye bir örgütün varlığına inanmıyorlar mı? Hatta FETÖ denilen o hain yapılanmaya gizliden gizliye sempati mi duyuyorlar?”

Müstakim Yılmaz’ın annesi de diyor ki:

“Mademki bugün burada olan Türklerin haklarını hiç kimse savunmuyor; o zaman bu cemiyetler burada neye yarıyor?”

Değerli okuyucular,

Şu anda Müstakim içeride… Ve 23 bin Euro tazminat davası açılmış durumda.

Çocuğun mahkemesinin görüleceği sırada devletin atadığı avukat da izne ayrılmış.

Sanki her şey planlanmış gibi. Bu nasıl bir sistem, nasıl bir komplo anlamış değiliz?

Bu anne soruyor?

“Bu konuda gerek temyiz için gerek bu yüksek tazminat miktarının düşürülmesi için bir hukuki yardım alacağımız kişi veya kurum yok mu? Başkonsolosluğumuz da dâhil olmak üzere resmi makamlarımızın bize bir yardım etme imkânı yok mu?”

Standart